Okuduğu spor sayfasına eğimsiz düşüp incecik gaste kağıdına yayılan, yayıldıkça göze en aşına renkleri koyulaştıran su damlası nerden geldi diye yukarı baktı adamcağız. Başka bi araç olsa adamın farkına varmıcaktı ama, gittikleri yön iş çıkışı saatlerinde en popülerl
Damlanın yayıldığı noktadan 90derece otobüsün tavanından doğru bakıldığında onun eli kesiyodu doğruyu. Tanıyan bilir, tanımayana garip gelir. Garipliği ne o saatte, ne o otobüste, hele o adamla hiç mi hiç yaşamak istemediğinden, sanki doğruyu kesen kendi eli değilmiş gibi, uyanıkça aynı doğruyu takip edip, adamla birlikte otobüsün tavanına bakıverdi. Bu da otobüs reflekslerinden. Aynı dertten müzdaripmiş gibi. Dert ortağı oluverdi amcayla. Dertlerine ortak bulunca, yatışıyo sanki o huzursuz bakışlar. Yatıştı ki, sayfadaki artık iyice yayılmış damlayı görmezden gelip okumasına devam etti. O da dengesini ellerinin yerlerini değiştirerek sağlamaya devam etti.
İlk diildi ki buç Hazır ilerleyemiyoken, zaman da durmuşken, geçmişi hatırladı. Beden eğitimi dersi. En sevdiklerinden biriydi. Ama halkalara asılcakları zaman kabus olurdu ders. En çok pudrayı tüketen o olurdu da bi boka yaramazdı. Sıra ona gelene kadar pudra mudra kalmazdı avuçta. Sallan sallanabilirsen halkayla. Bazen de mide ağrısı numaraları yapıp tuvalete kaçardı pudranın etkisi hepten dipte, avuçtaki ter doruklara ulaştığı vakit. Dersin sonlarına doğru tuvaletten bi ağrı sahibi ifadesiyle çıkıp yerine geçerdi. Aklınca kurnazlık. O kurnazlık, otobüsteki amcayla aynı anda aynı yöne bakarkenki kurnazlıkla eş yoğunlukta.
Bi yandan eller cepte ders bitsin, bi yandan eller cepte yol bitsin, cepteki mendil su içinde, sınav kağıdı buruşmasın diye kullandığı mendilin yaşlığı kadar. O da bi işe yaramazdı. Yazdıkları kağıtta zar zor okunur, silginin kullanıldığı yerler de yırtık pırtık.
Yaz baştan, kağıt suya alışana kadar.